Reklam
Hasan AYIK

Hasan AYIK

Darwin Teorisi ve Müslümanlar

00 0000 - 02:15

 

Bilindiği gibi, Charles Robert Darwin  (1809 – 1882) modern biyolojinin temelini atan bir biyoloji bilginidir. Onun şimşekleri üzerine çeken hamlelerinden biri de türlerin evrim yolu ile değişebileceğini söylemesidir. Bu durum, öncelikle türlerin sabit olduğunu söyleyen Aristo biyolojisine karşı bir tutumdur. Darwin’in bu düşüncesine karşı çıkan kilise, söz konusu evrim düşüncesinin Aristo’nun “türler sabittir, değişmez” düşüncesine ters düştüğü için oldukça sert tepki göstermiştir. Çünkü başta biyoloji olmak üzere fizik ve astronomi gibi, Ortaçağ Skolastik dönemde geçerli olan bütün Aristocu bilimlerin temel ilkeleri kilise tarafından kutsanarak, eleştirilemez ve aksi söylenemez dogmalar haline getirilmiştir. Nitekim Galile de, dünyanın döndüğünü söylediğinde idama mahkum edilirken, Hıristiyanların kutsal kitabı olan İncil’in bir ayetine ters düştüğü için değil, Aristo’nun evren anlayışını açıklayan ve onun fiziğinde bir ilke olan “dünya tepsi gibi yuvarlak, düz ve evrenin merkezinde sabit durmakta, güneş ise onun etrafında dönmektedir” düşüncesine karşı çıktığı için böyle bir cezaya çarptırılmıştır.

 

Bilinmesi gerekir ki, Darwin teorisi öncelikle Hıristiyan Katolik kilisenin dogma haline getirdiği Aristocu bilimle modern bilim arasındaki bir problemdir. Bu nedenle sorun, din ile bilim çatışması (din- bilim çatışması) değil, Katolik kilisenin kutsadığı Aristocu bilimin doğmaları ile modern bilim arasındaki çatışma, yani “bilim- bilim çatışması”dır.    Kanımca Müslümanlar olarak biz, bu kavgaya hariçten katılmış durumdayız. Çünkü türlerin değişmesinin mümkün olduğunu Gazali, (Öl. 1111) Tehafütü’l Felasife adlı kitabında Darwin’den 7 yüzyıl önce söylemiştir.[1] Ayrıca bizim medeniyetimizde kutsanmış ya da dogma haline getirilmiş bir bilim ya da bilimler de olmamıştır. Dini ilimler dahi tek tip değil, oldukça farklı görüşlerin harmanlandığı bir alandır. Nitekim bu alandaki bilginler karşıtları tarafından sonun kadar eleştirilmişlerdir.

Darwin teorisinin Müslümanlar için sorun olan tarafı bilimsel olmaktan çok metodolojiktir (yöntembilimseldir). Çünkü bizim ilkemize göre, bir fikri delilsiz- kanıtsız bir şekilde (kesin) doğru olarak kabul etmek “tahakküm”dür; yani karşı tarafa yapılmış, tek taraflı bir dayatmadır. Bu anlamda Darwin teorisi, tümevarım yöntemiyle elde edilen sınırlı sayıda deneyin sonucunu genelleştirerek, bütün canlılar için (kesin olarak) geçerli ilke haline getirmiştir. Halbuki, yöntembilim okuyan herkes bilir ki, doğa bilimlerinin dayandığı “bilimsel tümevarım” aynı zamanda “eksik tümevarım”dır. Adından da anlaşılacağı gibi, bu yöntemle elde edilen sonuçlar, tam ve kesin doğrular değil, eksik- zannî doğrulardır. Bu durum, bilim için bir eksiklik değil dinamizmdir. Çünkü bilim, sürekli ilerlemek durumundadır. Eğer bilimsel sonuçlar, değişmez doğrular olarak kabul edilirse bilimsel ilerleme durur. 

Ayrıca bilimsel sonuçların kesin doğrular olarak dayatılması, Ortaçağ Skolastik döneminde olduğu gibi, bilimin tekrar dogma haline getirilmesi anlamına gelmektedir. Ülkemizdeki modern bilim taraftarları, bilimin sonuçlarını kesin doğrular olarak kabul etmekle, eleştirdikleri Ortaçağ Skolastik düşüncesinin karanlığını yeniden hortlatmaktadırlar. Ortaçağda yapılan yanlış, bilimi din, dini bilim yerine ikame etmektir ki, bu durum hem dine hem de bilime zara vermektedir. Günümüzde ise Ortaçağda yapılan tersyüz edilerek yeniden piyasaya sürülmektedir.

Aslında bilim karşısında insanları ikiye ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi, bilimi üreten bilim adamları, diğeri de bilim taraftarlarıdır. Bilindiği gibi taraftarlar, her zaman kraldan fazla kralcı olurlar. Nitekim ülkemizdeki bilim tarafları da modern bilimin kurucularının kemiklerini sızlatacak şekilde bilim taraftarlığı yapmakta, bilimsel sonuçları tartışılmaz doğmalar haline getirerek, bilimi bilim dışı bir yöntemle savunmaktadırlar.   

Zaten aklı başında bilim adamları bunun farkındadır. Bu yanlışa düşenler, zerre kadar bilimsel buluşu olmadığı halde futbol takımı tutar gibi bilimin taraftarlığı yapanlardır.

Halbuki bilimi üretenler, bilimsel sonuçların kesin doğrular olarak kabul edilmesinin nasıl sonuçlar doğuracağını görerek, bilim karşısında ortaya çıkan bu dogmatik tutumu eleştirmiş ve bilimin bilime engel olmasının önüne geçmişlerdir. Örneğin modern bilimin kurucuları konumunda olan Mantıkçı pozitivistler, bir önermenin (bilimsel bilginin) doğru olup olmadığını, onun ilişkin olduğu ve öngördüğü duyumların ortaya çıkıp çıkmadığına bağlamışlar ve bir önerme deneyle doğrulanabiliyorsa anlamlı saymışlardır. Adına “doğrulama ilkesi” dedikleri bu ilkeye uyan önermeleri kesin doğrular, diğerlerini (metafizik ve ahlaki önermeleri) ise anlamsız ifadeler olarak kabul etmişlerdir.

Ancak yine bir mantıkçı pozitivist olan Karl Popper, bilimin dayandığı tümevarım ilkesinin tam ve zorunlu doğruyu ortaya koyamaması nedeniyle, (bu yöntemle elde edilen) kuramların hiçbir zaman deneysel olarak doğrulanamayacağını; ama yanlışlanabileceğini söyleyerek “yanlışlanabilirlik ilkesi”ni ortaya koymuştur. Buna göre, bir teorinin bilimsel olabilmesi için doğrulanabilir değil yanlışlanabilir olması gerekir.  

Darwin teorisi ise tam bir tümevarımsal sonuç olduğu halde ülkemizdeki Darwin mü’minleri, bu teoriyi Mantıkçı Pozitivistlerin ilk dönemlerinde savunup daha sonra tarihin çöp sepetine attıkları “doğrulama ilkesi”ne göre değerlendirerek, bilimsel bir teori olmaktan çıkarıp iman objesi haline getirmişlerdir.

Diğer taraftan Darwin teorisini biyolojinin sınırlarından çıkararak, tarihe, kültüre ve sosyal alanda da geçerli olacağını söyleyen, Herbert Spencer’dir. Bu düşünür, Darwin’den sonra, onun bir doğa bilimi olan biyolojik alanda bulduğu evrim teorisinin aynen sosyal- beşeri alana da uygulanabileceğini söylemiş, bütün sosyal konularını evrimci- ilerlemeci anlayış çerçevesinde incelemeyi önermiştir. Kanımca Müslümanlar olarak bizim asıl ilgilendiren nokta da burasıdır. Nitekim sayıları azda olsa bir takım canlıların evrim yoluyla geliştiği bilinen bir gerçektir. Ancak biyolojik varlıkların sadece bir kısmında görülen “evrim”i biyolojinin tümüne yaymak kanıtsız bir dayatma (tahakküm) iken, bunu alıp bütün varlık alanları için geçerli kılmak, katmerli dayatmadır. Bunun mantık ilmindeki karşılığı da “katmerli cehalet” de diyebileceğimiz “cehl-i mürekkep”tir.



[1] Gazali, Tehafütül Felasife, çev: Mahmut Kaya, Hüseyin Sarıoğlu, İstanbul 2005, s. 176. 

 

      

          Doç.Dr. Hasan  AYIK

  

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar