Kemalettin AKSOY

Kemalettin AKSOY

Kurban İbadeti

00 0000 - 01:45

Allah rızasını kazanmak amacı ve ibadet niyetiyle, belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eden kurban; kitap, sünnet ve icma ile sabit olup, hicretin ikinci yılında meşru kılınmış vacip bir ibadettir.

Kuran’da Hz. Peygamber’e hitaben ,“Rabbin için namaz kıl, kurban kes”[1] buyrulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği görüşündedir İslam âlimleri.

Ayrıca Resul-i Ekrem’in birçok hadisinde, hali vakti yerinde olanların kurban kesmesi emredilmiş, hatta “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmez ise bizim mescidimize yaklaşmasın”. Başka bir hadis-i Şerifte ise, “Ey insanlar, her sene her ev halkına kurban kesmek vaciptir.” gibi ifadelerle bu gereklilik önemle vurgulanmıştır.

 Öte yandan kurban kesmeyi Hz. Peygamber (sav) hayatında hiç terk etmemiştir. İslam âlimleri, gerekli şartları taşıyanların (nisap miktarı mal veya para)  kurban bayramında kurban kesmesini vacip görmüşlerdir.

Kurban ibadeti insanlık tarihi kadar eskidir. Kur’an’da, Hz. Adem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir.[2]  İlahi dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğu bildirilmektedir.[3]

 Müslümanların kurban kesme yükümlülüğü ve kurban türleri hakkındaki hükümler,  Hz. Peygamber (sav) in  söz ve uygulamasıyla belirlenmiştir. Resul-i Ekrem’in kurbanla ilgili zengin hadis rivayeti bu alandaki dini geleneğin, fıkhı yorum ve değerlendirmelerin ana zeminini teşkil etmektedir.

 Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için, akıllı, buluğa ermiş ve nisap miktarı para ve mala sahip olan mukim Müslümanlar yükümlüdür. Kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü zekatta ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup, kişinin borçları ve asli ihtiyaçları dışında 80.18 gr altına, ya da buna denk bir paraya veya mala sahip olmasıdır. Kurban Bayramına erişen kişinin o günlerde bu zenginliğe sahip bulunması Kurban yükümlülüğün olması için yeterli görülmüştür.  Hanefiler, yükümlülük şartlarını taşıyan kadın ve yetişkin çocuklar dâhil herkesin kurban kesmekle yükümlü olduğunu söylemişlerdir. Dinimiz, imkanı olan kimselerin kurban kesmeyi terk etmelerine ruhsat vermemiştir. Peygamber (sav) Efendimiz bu konuda:

Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın”[4] buyurmaktadır.

Peygamberimiz böylesine güçlü bir uyarıyı, ancak vacip olan bir ibadetin terki konusunda yapmış olabilir. Kurban vacip olmasaydı, terk eden kimse için Hz. Peygamber (sav) böyle bir ifade kullanmazdı. Peygamber (sav) Efendimiz hayatında,  Kurban kesmeyi hiç terk etmemiştir.

 “Biz kendilerini rızıklandırdığımız dört ayaklı davar (hayvan) lar üzerine yalnız Allah’ın adını ansınlar diye, her ümmet için Kurban kesmeyi meşru kıldık (emrettik).[5]

             Peygamber (sav) Efendimiz kurban kesmek ile ilgili şöyle buyurmaktadır:

“Her Müslüman için yılda bir kurban kesmek gerekir[6]

 “İnsanoğlu Kurban bayramı gününde Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel (iş) yapmış olamaz. Şüphesiz ki kesilen o kurban, kıyamet günü boynuzları ile, tırnakları ile, gübresi ile (her şeyi ile)  gelir (hesaba girer). Hiç şüphe yok ki kesilen o kurbanın kanı yere akmadan önce Allah katında kabul görür. Öyleyse kurbanlarınızı nefsinizi tayyib ederek seve seve kesiniz”[7]

İbni Abbas (ra) dan Resulullah (sav) in şöyle buyurduğunu rivayet edildi:

“Bayram gününde gümüş para, Allah katında kurbanlıktan daha sevimli hiç bir şeye harcanamaz”.[8]

Peygamber (sav) Efendimiz, Kurban kesmemizi bizlere emretmiş ve kendisi de kurbanını bizzat kendisi kesmiş ve Hz. Ali (ra) ye vekalet vererek kurbanını kestirmiştir. Bu konuda Hadis-i Şerifler şöyledir:

“Peygamber (sav) Efendimiz Veda haccında yüz deve kurban etmiş, 63 tanesini bizzat kendisi kesmiş, kalanlarını da Hz. Ali’ye vekalet vererek kestirmiştir”.[9]

“Hz. Enes (ra) anlatıyor: “ Resulullah (sav), yedi deveyi kurban olarak eli ile ayakta kesti.  Medine’de ise boynuzlu ve alacalı iki koç kurban etti. Resulullah (sav) keserken tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu”.[10]

Hz. Aişe (ra) rivayet etmektedir: “ Peygamber (sav) Efendimiz kurban kesmek istediği zaman, iri, semiz, boynuzlu tuz renkli ve iğdiş olan iki koç satın alırdı” ( Beyaza çalan, iğdiş edilmiş iki koçu kurban kesmiştir).[11]

            Mali bir ibadet olan kurbanda fert ve toplum yararı daha ön plandadır. Kurbanı, hayvanın eti ve derisi için kesiminden ayıran temel fark, onun Allah’ın rızasını kazanma ve isteğine boyun eğme gayesiyle kesilmiş olmasıdır. İbadetin özünü teşkil eden bu gaye, ancak dinimizin bildirdiği şekil ve şartlarına uyulduğunda gerçekleşmiş olur.

            Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde, kurban bayramının ilk günü bayram namazının kılınmasından sonra, üçüncü günü akşamına kadar olan zaman diliminde kurban kesilebilir. Arefe günü veya bayramın üç gününden sonra kurban kesmek caiz değildir. Bu konuda Peygamber (sav) Efendimiz:

            “Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını kılmak, sonra evlerimize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim namazdan önce kurban keserse, o ancak ailesine bir et sunmuş olur. Bu kestiği kurban olmaz”[12] buyurmaktadır.

            Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Bunu yaparken de malını Allah için telef etmesi değil, en yakınlarından başlayarak insanlara yararlı olacak tarzda kurbanı gerçekleştirmesi istenmiştir.  Kur’an’da  kurbanın  kan ve etinin değil, kurban kesen kişinin dini duyarlılıklarının (takvasının) Allah’a ulaşacağının belirtilmesi buna işaret eder. “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır”.[13]

           

İmam-ı Gazali hz. Buyuruyor ki; “ Kurban kesmekten gaye et değildir. Gaye; Kurban kesenin nefsinin tezkiyeye kavuşup cimrilik sıfatından temizlenmesi ve Cenab-i Hakkın büyük cemaliyle süslenmesidir. Çünkü kesilen hayvanın ne eti ne de kanı Allah’a ulaşmaz.Belki Allah’ın huzuruna giden sizin o kurbanları kesmek suretiyle Allah’ın emrini yerine getirerek kazandığınız takvanızdır. Bu takva ise kesilen kurbanın kıymet bakımından nefis (can) olduğu sebebiyledir.” En iyi hayvanı kesmeye dikkat et. Ve Kurbanın her parçası ile Cenab-ı Hakkın senin vücudunun bir parçasını ateşten azat edeceğini ümit eyle. Çünkü va’d bu şekilde varid olmuştur”.[14]

Kurban, Yüce Allah’a verdiği nimetlerinden dolayı şükür anlamı da taşır. Müminler her kurban kesiminde, Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in, Cenab-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri, Kur’an’da da özetle aktarılan[15]  başarılı sınavın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduklarını simgesel davranışla göstermiş olmaktadırlar.

            Kurban Bayramında erkekler için iki kere sevinç ve meserret vardır. Çünkü Yüce Allah biz erkekleri kurban olarak kesilmekten kurtarmış ve affetmiştir. “ İnsan Kurban etme” gelenek haline gelmemiş, dinimizde hayvanları kurban kesme meşru kılınmıştır.

            Zeyd b. Erkam (ra) anlatıyor:

Resulüllah (sav) ın ashabı: “ Ey Allah’ın Resulü ! Bayram günü kesilen şu kurban nedir?”  

Peygamberimiz : “Babanız  İbrahim (as) in sünnetidir”  buyurdu.

Ashap: “Peki, Kurban kesmede bize ne gibi sevap vardır ey Allah’ın Resulü ?” dediler.

Peygamberimiz : “Kurbanın her bir kılı için bir sevap” buyurdular.

Ashab-ı kiram tekrar : “ Kesilen kurban, koyun keçi gibi yünlü ise ey Allah’ın Resulü sevap nasıl olacak?” diye sordular.

Peygamber  (sav) Efendimiz : “Yününün her bir tüyü için bir sevap var” buyurdular.[16]

           

Peygamber (sav) Efendimiz, kurban kesmenin fazileti ile ilgili olarak: “Hediyelerinizi (kurbanlarınızı) en güzelinden seçiniz. Çünkü o hediyeler kıyamet gününde sizin için sıratta bineklerinizdir” buyurmaktadır.[17]

            Peygamberimiz (sav) kızı Fatima (ra) ya : “ Ey Fatima, Kalk kurbanın kesilirken yanında bulun, onu gör. Çünkü o kurbanın  yere damlayan  kanının ilk damlası ile senin bütün günahların af ve mağfiret olur”[18]

Hz. Ali (ra) den rivayet edildiğine göre Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse gönül hoşnutluğu ile, kurbanından sevap umarak,Allah rızası için kurbanını keserse, bu ona Cehenneme karşı perde olur”[19]

            Kurban, toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesinde katkıda bulunur, özellikle et satın alma imkânı bulunmayan veya yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır.

 Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur. Kişiyi topluma bağlar; komşu ve muhtaçlarla kaynaşma imkânı sağlar. Aileye huzur getirir. Çocukların dimağlarında dinden ve dindarlıktan, yardımda bulunmaktan yana silinmez izler meydana getirir. Toplumun samimi duygularla bütünleşmesine yardımcı olur. Rahmet meleklerinin dua ve istiğfarlarını artırır. Evlere rahmet ve bereket inmesine sebep olur. Kabirde huzur içinde yatmayı sağlar. Ahrette sahibine manevi bir binek ve sırattan rahat geçmesine destek olur. Peygamberimizin güzel sünnetlerinden birini yerine getirmenin sevinç ve huzurunu tattırır. O’nun şefaatine vesile olur.

Dinimizde kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, sığır ve devedir. Kurban edilecek hayvanların erkek veya dişi olmaları arasında fark yoktur. Bu hayvanlardan koyun ve keçi ancak bir kişi tarafından kurban edilir. Sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Bu ortakların hepsinin de ibadet niyetiyle kurbana ortak olması gerekir.

Sığır ve manda cinsinden olan hayvanların iki yaşını, deve ise beş yaşını doldurduktan sonra kurban olarak kesilebilir. Kurban bir ibadet olduğundan kurbanlık hayvanların, kurban olmaya mani bir kusurunun olmaması gerekir.

Bu hususta Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

Topallığı açıkça belli olan, körlüğü açıkça belli olan, hastalığı açıkça belli olan, hasta ve iliği kurumuş derecede zayıf olan hayvanlar kurban edilmez”[20]

Kurbanın yerine başka bir ibadetin ikame edilmesi, mesela kurbanın parasının dağıtılması, hayır kurumlarına yardım edilmesi, fakirlere gıda yardımı yapılması, namaz kılınıp oruç tutulması caiz değildir.

            Kurbanı kesen kimse hayvana eziyet vermemeye dikkat etmeli, bıçağı hayvana göstermemeli ve keskin bıçak kullanmalıdır. Sağ eliyle tuttuğu bıçakla hayvanı keserken “Bismillahi Allahu Ekber” demelidir. Yüce Allah Kur’an-i Kerim’de şöyle buyuruyor:

            “Üzerinde Allah adı anılmayan hayvanlardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır..” [21]  Allah (cc) ın ismini anmadan kesilen hayvanlar dinimizde yenilmez.

            “Adamın biri, bir koyunu yatırıp bıçağını bilemekte iken, Peygamber (sav) Efendimiz onu görür ve ona şöyle der:

            Sen onu birkaç defa öldürmek mi istiyorsun. ?  Onu yere yatırmazdan önce bıçağını bilemiş olsaydın olmaz mıydı !”[22]

            Peygamber (sav) Efendimiz yine bu konuda şöyle buyurmaktadır:

            Allah (cc), her şey için iyi yapmayı emretmiştir. Bunun için öldürdüğünüzde güzel tarzını seçin. Kestiğinizde yine güzel şekilde kesin. Herhangi biriniz kesim yaparken, bıçağını bilesin, kestiğini rahata kavuştursun”[23]

Kurban sahibi kurban etinden yiyebilir, bakmakla yükümlü bulunduğu kimselere yedirebilir; ancak etinin bir kısmını da dağıtması gerekir. Bu konuda Yüce Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “…kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire da istemek zorunda kalan fakire de yedirin..” [24]

             Yenilecek ve dağıtılacak miktar konusunda kesin bir ölçü koymak zor olmakla birlikte dini gelenek, kurban etinin üç eşit parçaya bölünüp bir parçasını kurban sahibi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseler tarafından nafaka olarak tüketilmesi, ikinci parçasının zengin bile olsalar eş, dost ve akrabaya hediye edilmesi, üçüncü parçanın ise kurban kesmeyen fakir kimselere tasadduk olarak  dağıtılması  şeklindedir.

            Kesim işlemi tamamlandıktan sonra çevre temizliğinin iyice yapılması, hayvanın artan parçalarının toprağa derince gömülmesi, mümkün olduğu ölçüde dışarıda hiçbir parçasının bırakılmaması gerekir. Bu husus kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı gösterilecek saygının bir gereği olduğu gibi özellikle büyük şehirlerde ve kalabalık yerleşim yerlerinde sağlık kuralları, çevre temizliği ve insan haklarını gözetme açısından da son derece önemlidir.

            Yüce Allah keseceğiniz Kurbanları kabul eylesin, Sevdiklerinizle nice Bayramlara kavuşmanız dileğiyle, Kurban Bayramınız mübarek olsun.

Kemalettin AKSOY

Bayburt Müftüsü

 



[1] Kevser, 108/ 2.

[2] Maide, 5/27.

[3] Hac, 22/34.

[4] İbn Mace,Edahi,2.II.1044.

[5] Hacc, 22/ 34.

[6] Nesai,.2 /188.; Ebu Davut.,Edahi.2/ 29; İbn Mace. Edahi.1/ 233; Tirmizi,2/ 196.

[7] Tirmizi, Edahi 1. İbn  Mace, Edahi 3.

[8] Et-Terğib Tercemesi.2 / 537.

[9] Müslim. Hacc.19

[10] Buhari, Hacc,117; İbn Mace, Edahi,1,II,1043.

[11] Ebu Davut. Zebayih. 2 / 30; İbn Mace, Zebayih, 2 / 232.

[12] Buhari. Edahi,1, VI,234.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar