Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Namusuna Emanet Edilen Yetkiyi Kötüyü Kullanmak Kul Hakkı İhlalidir!

04 Ocak 2018 - 22:34

Devlet veya özel sektörde hiyerarşinin olduğu, herkesin kendi uhdesine verilen görev nedeniyle birtakım yetkiler kullandığı, yetkisinin sınırlarını aşanların veya keyfî olarak kullananların büyük adaletsizliklerin doğmasına yol açtığı ve böyle bir hukuksuzluğun da asla kabul edilemeyeceği aklı ve vicdanı olan herkesin ortak kanaatidir.

Bu ortak kabule rağmen zaman zaman bazı şahısların büyük adaletsizlikler yaptıkları da mâlumdur. Bir hukuk devletinde yetkilerini kötüye kullanarak suçsuz insanlara zulmedenlerin yaptıklarının yanlarına kalmaması ve cezalandırılmaları gerektiği ise açıktır.

Siyasal yönetimin veyahut kurumlardaki üst düzey görevlilerin bir makama getirerek yetkilendirdiği ve millete adaletle/ hakkaniyetle hizmet etmesini istediği bir memur, eğer işine duygularını karıştırır; ideolojisinin, grubunun, hizbinin menfaatlerini gözetir; kininin, nefretinin veya saplantılarının doğrultusunda karar verirse o takdirde bu kimseye yaptığının hesabı mutlaka sorulmalıdır. Zira bu bürokratın/ memurun yaptığı haksızlık, hukukun evrensel ilkelerine, dine, ahlaka, fıtrata, vicdana ve akla aykırıdır.

Elinde hiçbir somut bilgi, belge ve kanıt olmadan insanlara iftira atanlar, onları itibarsızlaştıranlar, “çamur at izi kalsın” mantığı ile hareket edenler, “Dur, şunun kulağını bir çekelim de, bir daha böyle şeyler yazmasın/ konuşmasın!” diyenler, kendilerine yazık eden ve ahiretlerini de berbat eden zavallılardır.

Kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına acımasızca yapanlar, sonra da bu gayr-i meşru davranışlarından rahatsızlık duymayanlar, “ait olduğu takımın, grubun, hizbin, mahallenin müntesiplerini” bir süreliğine rahatlatanlar, aslında masum bir insanı itibarsızlaştırmaya çalıştıkları için büyük bir vebale girmiş, kul hakkı ihlalinde bulunmuş, itibar suikastı yapmış ve kendi ayaklarına bilerek kurşun sıkmışlardır.

Zira hem mağdur edilen şahsın hem de onun yakınlarının/ sevenlerinin bir ömür boyu beddualarını alarak ahiret günü müflislerden olmayı hak etmişlerdir. Dolayısıyla dindar olduğunu söyleyenlerin egolarına yenik düşerek böyle haksız kararlar almaları ve birilerine şirin görünme/ yaranma adına “hukuk cinayetleri işlemeleri” kendileri açısından oldukça üzüntü verici bir durum ve büyük bir talihsizliktir.

Diğer taraftan duygularının esiri olan bu müfterilerin attıkları iftiralara hemen inananlar ve böyle bir fırsatı kollayanlar da, işin hakikatini araştırma zahmetine katlanmadıkları ve peşin fikirlerinin ve saplantılarının esiri oldukları için çok büyük bir yanlış yapmışlardır. Zira onlar, atılan iftiralara mal bulmuş mağribi gibi sarılmış, dedikodu yapmış, “Oh oldu! O da hak ettiydi canım! Ben ona dememiş miydim! O da çok konuşmasaydı! İyi oldu!” gibi içi boş söylemler/ gerekçeler/ lakırdılar üretmiş, kendi (kara) vicdanlarını rahatlatmış, kabahati hırsıza değil ev sahibine yüklemiş, her yerde nutuklar atmış, itibar cellatlarının yanında yer almış, oysa kendi kuyularını kazdıklarının ve ahiretlerini berbat ettiklerinin ise farkında dahi olmamışlardır.

Maalesef şeklen insana benzeyen, ancak evrensel hukuk ve ahlak ilkelerini bir çırpıda yok sayabilen bu tür sefihler ağlanacak hâllerine hâlâ gülmekte, dönüp kendileriyle yüzleşmek, yaptıklarına pişman olmak ve Yüce Allah’tan istiğfar dilemek yerine pişkin pişkin ortalıkta dolaşmaktadırlar. Zulüm ettikleri kişilerden helallik dilemek ve onlara kaybettirdikleri itibarlarını iade edecek çalışmalar yapmak yerine pervasızca kendi yanlışlarını savunmaya devam etmektedirler.

Bu itibarla hangi makamda ve ne tür bir yetki kullanıyor olursa olsun yetkilerinin sınırlarını aşanlar, namuslarına emanet edilen yetkiyi sorumsuzca kullananlar ve suçu günahı olmayan insanlara “sırf içtihatlarından/ görüşlerinden/ fikirlerinden/ düşüncelerinden” dolayı zulmedenler kendi iyilikleri için akıllarını başlarına almak zorundadırlar.

Birilerinin dolduruşuna gelenler veya geçmişten gelen kin ve nefret duygusuyla karar vererek adaletten ayrılanlar “ilahî adaletten”kaçamayacaklarını bilmelidirler.

Yüce Allah’ın suçlulara mühlet vereceğini, ama bu süre zarfında gereken dersi almayanları ise hem bu dünyada hem de ahirette rezil edeceğini unutmamalıdırlar.

Kendisine emanet edilen görevi ve bu görev nedeniyle uhdesine tevdi edilen yetkileri kullanırken hiçbir ilke ve kural tanımayan, kendisine kimsenin hesap sormayacağı “zehabına/ hayaline/ sanrısına/ vehmine” kapılan birisi bütün bu hukuksuzluklarının hesabının bir gün kendisine sorulacağını aklından çıkarmamalıdır.

Kısaca, yetkilerinin sınırlarını aşanların veya yetkilerini kötüye kullananların “katillerden, canilerden, hırsızlardan, üçkâğıtçılardan ve dolandırıcılardan” hiçbir farkları yoktur. Çünkü onlar da bu tür zavallılar gibi hiçbir hukukî ilke ve kural tanımamışlardır. Nasıl ki katiller ve hırsızlar insanların canına veya malına kast etmiş/ zarar vermişlerse, bunlar da aynı şekilde yetkilerini keyfi kullanıp yanlış kararların altına imza atmış, “ilke/ kanun/ kural/ hukuk” tanımamış, suçsuz insanların şeref ve haysiyetlerine zarar vermiş, onları itibarsızlaştırmış, onların onurlarıyla oynamış, ailelerinin üzülmelerine neden olmuş, maddî ve manevî açıdan mağdur edilmelerine yol açmışlardır.

Sonuç olarak, kendisine emanet edilen yetkiyi sorumsuzca kullanarak namuslu insanları suçlayanlar “ahlak, onur, şahsiyet, haysiyet, karakter, itibar ve şeref” gibi erdemler üzerinde bir kez daha düşünmeli, unuttukları bu değerleri tekrar hayatlarının merkezine/ gündemlerine almalıdırlar. Bu tür kimseler bulundukları makamın/ paranın/ şöhretin gücünden korkarak kendilerine “zoraki/ yapmacık saygı gösterenlerin” tavırlarına aldanarak kendilerini “adam” zannetmekten vazgeçmelidirler. Zira koltuk/ makam/ mevkî elden gittiğinde ya da emekli olduklarında sudan çıkmış balık gibi olacaklarını, kimsenin dönüp yüzlerine bakmayacağını, selam bile vermeyeceğini, arayıp sormayacağını akıllarından çıkarmamalıdırlar. Bunlar eğer hatalarından dönüp zulmettikleri insanlardan özür ve helallik dilemezler ise hem bu dünyada hem de ahirette Yüce Allah’ın ve meleklerin lanetini hak edeceklerini bilmeli ve ona göre hâl ve hareketlerine çeki düzen vermelidirler. (05.01.2018)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar