Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Kulluk ve İbadet Arasındaki Farkı Bilmeyen İslâm Âlimi Olamaz!

30 Ocak 2018 - 10:43

Bilindiği üzere “ubûdiyet” ile “ibâdet” arasında fark vardır ve her ikisi aynı şey değildir. Kulluk etmek ile ibadet etmeyi birbirine karıştıran ve aradaki bu ince farkı bilmeyen birinin âlim olması söz konusu olamaz. Nitekim “kulluk” daha geniş (şemsiye) bir kavram iken “ibadet” bunun alt cüzlerinden sadece birisidir. Dolayısıyla Kur’ân’da geçen ve “kulluk etmek” şeklinde tercüme edilmesi gereken âyetler eğer “ibadet etmek” şeklinde tercüme edilirse Yüce Allah’ın maksadı/ muradı insanlara tam olarak ulaştırılamamış, onlara doğru dinî bilgi verilememiş ve insanlar yanıltılmış olur.

Örneğin Fâtiha Sûresi’ndeki (نَعْبُدُ اِيَّاكَ) âyetini “Biz ancak Sana ibadet ederiz (Fatiha, 1/5) şeklinde tercüme etmek isabetli değildir. Zira bu âyetin doğru tercümesi; “Biz ancak Sana kulluk ederiz” şeklinde olmalıdır. Zira kulluk etmek ayrı, ibadet etmek ayrıdır.

Aynı şekilde (لِيَعْبُدُونِ اِلَّا الْاِنْسَ وَ الْجِنَّ خَلَقْتُ مَا وَâyetini de “Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zâriyât, 51/56) şeklinde tercüme etmek isabetli değildir. Zira bu âyetin doğru tercümesi; “Ben insanları ve cinleri ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım” şeklinde olmalıdır. Zira kulluk ayrı ibadet etmek ayrı şeylerdir.

“İbadet etmek” deyince insanların aklına “namaz, oruç, hac, kurban, zekât, sadaka, zikir vs.” gelmekte ve bunları yaptıkları zaman “kulluk görevlerini” ifa ettiklerini zannetmektedirler. Oysa bütün bu ibadetler zaten kulluğun içinde mündemiçtir. Kulluk daha geniş kapsamlı olup ibadeti de içine almaktadır. Bu açıdan bakıldığında ibadet yapılınca sorumluluklar bitmemekte, tam tersine yeni başlamaktadır. Dolayısıyla insanlardan istenen sadece ibadet değil kulluktur.

Bu nedenle “Yüce Allah’a kulluk etmek” deyince bir mü’minin aklına gelmesi gerekenler şunlardır: “Tefekkür, tevhid, Allah’a ve ahiret gününe iman, tevekkül, teslimiyet, sünnete ittiba, Yüce Allah’a dua ve ibadet etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, salih amel işlemek, güzel ahlak sahibi, doğru, dürüst ve güvenilir olmak, infak etmek, ilme sarılmak, teknoloji üretmek, Allah yolunda cihat etmek, yeryüzünde barış ve adaleti sağlamak, İslâm’ı temsil ve tebliğ etmek vs.”

Bu bakımdan insanları sadece belli bazı ibadetlere yönlendirip yukarıda sayılan görevleri olduğunu onlara söylememek, hatırlatmamak veya eksik bırakmak çok büyük bir vebali üstlenmek demektir.

Diğer taraftan kulun yaptığı ibadetlere Allah Teâlâ’nın hiçbir ihtiyacı yoktur; aksine kulun ihtiyacı vardır. Bir başka ifadeyle doktorun verdiği ilaca doktorun değil hastanın ihtiyacı vardır. Çünkü hasta olan doktor değil, doktorun yanına gelmek zorunda kalan o insandır. İyileşmek istiyorsa doktorun verdiği ilacı kullanmak ve onun önerilerini dikkate almak durumundadır.  

Dolayısıyla bir kul, içindeki şeytani sese ve şeytanlaşmış insanların “yanlış yönlendirmelerine/ saptırıcı telkinlerine/ yaldızlı sözlerine/ parlak tekliflerine/ ilginç önerilerine” kapılıp gitmek ve imtihanı kaybetmek istemiyorsa sürekli ibadet etmek ve Yüce Yaratan ile bağını koparmamak zorundadır. Nitekim ibadetleri terk eden sorumsuz ve duyarsız birisinin bu iki düşman grup tarafından çok kolay bir şekilde alt edilmesi/ yenilmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle Yüce Allah’a kullukta başarılı olmak isteyen bir insanın az da olsa düzenli olarak ibadet etmesi kendi lehinedir.

Öte yandan ibadet yapmak bir borç ödeme değildir. Müttakî (sorumluluk sahibi) bir kul olmak ve kemale ermek isteyen kişinin zaten ibadet yapması gerekmektedir ki bu, kendi faydasınadır ve zaten olmazsa olmazdır. Bir başka ifadeyle ibadetler salih kul olma yolunda ilerleyen mü’minin önüne çıkan engelleri bir bir aşmasında ona yardım eden, destek olan manevî payandalardır; fırtınalarda sığınılacak güvenli limanlardır. Nitekim dua etmek bu anlamda ibadetin özüdür ve Yüce Allah ile manevi bağı kuvvetlendiren en önemli vasıtadır.

Görüldüğü üzere kulluğun içinde zaten ibadet etmek vardır. Dolayısıyla müslümanlardan beklenen kulluktur. Tekrar ifade edelim ki, kulluk zaten ibadeti de kapsamaktadır. Bu bakımdan sadece ibadetlere odaklanıp kulluğun diğer gereklerini/ icaplarını yok saymak, görmezlikten gelmek, önemsememek ve ihmal etmek doğru değildir.

Kısaca ifade etmek gerekirse salih ve müttaki bir mü’min, sağlam ve sarsılmaz bir imanla Yüce Allah’a ve ahiret gününe inanmak ve taklidi imanını tahkiki hale getirmek zorundadır. Zira bu, kulluğun gereğidir. İşte bu yapıldığında kulluk görevi ifa edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, kendisine emredilen bütün ibadetleri yapmakla mükelleftir. Zira bu, kulluğun gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, tedbir, tevekkül ve kader arasındaki mevcut ilişkiyi doğru değerlendirmek için “sağlam ve güvenilir dinî bilgisini artırmak” zorundadır. Zira bu, kulluğun gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, daima salih amel işlemek zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, güzel ahlak sahibi olmak zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, malından infak etmekle görevlidir. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, doğru, dürüst ve güvenilir olmak zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, sahih sünnete ittiba etmek zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, ilme sarılmak, teknoloji üretmek ve yeni icatlar yapmak zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, Allah yolunda canıyla ve malıyla cihat etmek zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, yeryüzünde barış ve adaleti sağlamaya çalışmak zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Müttaki bir mü’min, İslâm’ı temsil ve tebliğ etmek zorundadır. Zira bu, kulluğun bir gereğidir. Bu yapılmadığında kulluk görevi ihmal edilmiş olacaktır.

Sonuç olarak, “ibadet etmek” ile “kulluk etmek” aynı şeyler değildir. Kulluğun gereklerinden/ icaplarından/ şartlarından sadece birisi ibadet yapmaktır. İbadetler yapıldığında diğer görevler asla sakıt olmamaktadır. Kulluğun diğer unsurlarını “unutmak/ umursamamak/ önemsememek/ dikkate almamak” doğru değildir. Tekrar belirtelim ki, kulluk daha geniş kapsamlıdır ve ibadeti de zaten içine almaktadır; insanoğlundan istenen sadece ibadet değil kulluktur. Öyleyse müslümanların bu gerçeği artık öğrenmeleri gerekmektedir. Dolaysısıyla bu gerçekleri öğretmesi gerekenler görevlerini yerine getirmeli ve “kulluğun gereklerinden biri olan tebliğ ve tebyin vazifesini” hakkıyla yapmalıdırlar. 

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar