Reklam

Din Eğitiminde İnsan Onuru

Din Eğitiminde Başarı İçin Dikkate Alınması Gereken Bir Konu: İNSAN ONURU İkinci olarak(2)

15 Mayıs 2018 - 13:27

Din Eğitiminde Başarı İçin Dikkate Alınması Gereken Bir Konu: İNSAN ONURU

İkinci olarak(2)

Değerli meslektaşlarım, yaz Kur’an kursları ile ilgili yazı dizisinin ikincisiyle devam ediyoruz...

Hepinizin mübarek Ramazan ayını şimdiden tebrik eder, tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ederim.

Cami ve kurslarımızda başlayacak olan yaz Kur’an kursları eğitimi, zorlu olduğu kadar uhrevi semeresi de bol olan bir peygamber mesleğidir. Bu bilinçle çocuklarımıza olan yaklaşımımızın nasıl olması gerektiğini bir yönüyle bu yazımda işlemeye çalışacağım.

Psikososyal gelişim kuramcısı Eric Erikson şöyle bir yaklaşımda bulunmaktadır. Bir çocuk 6-12 yaş aralığında “başarının karşısında aşağılık duygusu” ile karşı karşıya kalmakta ve bu dönem, çocuk için adeta bir dönüm noktası olmaktadır. Bu teoriye göre çocuk başarı duygusunu tatmadığı takdirde, aşağılık duygusuna kapılmakta ve kendisini sürekli değersiz ve işe yaramaz olarak görmektedir.

Kıymetli meslektaşlarım, camimize veya kursumuza gelen çocuklarımıza, “senden adam olmaz”, “sen tembelsin” gibi söz ve davranışlarla kişiliği hedef alınmamalı ve arkadaşları önünde küçük düşürülmemelidir. Kursa veya camiye gelen çocuklarımız ister tembel ister çalışkan isterse haylaz olsun, çocuklarımızın bizlere Allah’ın birer emaneti ve misafiri olduğu bilinciyle yaklaşmalıyız. Bu çocuklar bir yaz dönemi boyunca hiçbir şey öğrenmezlerse bile, biz o çocuklarımıza tembel ve yaramaz damgası vurarak suçlamamalı ve onurunu zedelememeliyiz. Çocuklarımız koca bir yaz boyunca oyundan, sokaktan ve eğlenceden vaz geçerek camiye geldikleri için taltif edilmeli ve hatta Kur’an ile hemhal olduklarından dolayı ödüllendirilmelidir.

Bize düşen bu gençlerimizin başarılı oldukları yönlerini keşfetmek ve o başarılı yönlerini ön plana çıkararak başarı duygusunu tatmalarına yardımcı olmaktır.

Örneğin yaz kursuna gelen haylaz, tembel(!) veya içine kapanık olan çocuklarımızı her ne sebeple olursa olsun dışlamamalı ve senden adam olmaz yaklaşımı sergilememeliyiz. Aksine bu çocuklarımızın başarılı yönlerini ön plana çıkarmakla görevli olduğumuzu daima hatırımızda tutmalıyız. Düşünün ki kursa gelen çocuklarımızdan bazılarının iyi ilahi okuduğunu, bazılarının iyi koştuğunu ve bazılarının da iyi ip atladığını varsayalım. Bu çocukların kurs ortamında başarı duygusunu tatmaları için “en iyi koşanımız”, “en iyi ilahi okuyanımız” gibi nitelemelerle onure etmeli ve aşağılık duygusuna düşmekten adeta bir doktor hassasiyetiyle korumalıyız. Bu sayede çocuklarımız yarınların başarılı, mukaddesatına, vatanına ve milletine sahip çıkan ve bu uğurda hizmet eden birer nefer olmasına vesile olmuş oluruz diye düşünüyorum.

Her şeyin manasını yitirdiği ve dini kavramların, bir gün gibi kısa bir sürede değer yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu ortamda din hizmeti sunan bizlerin samimi ve ihlaslı çalışmaları olmazsa, çocukları çepe çevre saran olumsuz örneklerden anne babaları acaba ne kadar koruyabilirler? Zira bin bir zahmetle yetiştirmeye çabaladıkları, iyiye ve doğruya sevk etmeye çalıştıkları çocuklarını etkileyen tek unsurun kendileri olmadıkları da açıktır. Burada Yorulmaz’ın (Bilal Yorulmaz, Ailede Değerler Eğitimi, Erkam Yayınları, İstanbul 2017, s. 119.) verdiği şu örneği ifade etmek zannımca faydalı olacaktır. Yazar, birer değer eğitimcisi olarak anne ve babayı, deniz kenarında kumdan heykeller yapan heykeltıraşa benzetmektedir. Yapılan her bir heykel bir müddet sonra dalgalar tarafından yıkılmaktadır. Başka bir ifade ile onların, çocuklarına verdikleri eğitim bir TV programı ya da bir film tarafından boşa çıkarılabilmektedir. Bu noktada anne ve babalar çocuklarının ne izlediğini ne yaptığını, hangi çocuklarla arkadaşlık ettiklerini bilmekle yükümlü oldukları kadar, toplumun mimarı olan biz din görevlilerinin de hiç şüphesiz yükümlülüğü vardır.

 Ancak bunu gerek anne babalar ve gerekse din hizmeti sunan bizler ne ölçüde başarabiliriz doğrusu bilmek mümkün değil. Fakat şurası bir gerçektir ki, bizler bir anne ve baba hassasiyetiyle üstümüze düşen tebliğ görevimizi yapacak olursak, Allah’a karşı vazifemizi yapmanın yanı sıra, yarınlarımız olan çocuklarımıza karşı da görevimizi yapmış oluruz. İhlasla yapacağımız çalışmalarımız ileride çocuklarımızın ruh ve karakter dünyasına olumlu yönde katkı sağlayacak ve bizlerde görevimizi hakkıyla yapmanın gururunu yaşayacağız İnşaallah.

Kalın sağlıcakla

 

Ayhan TOPÇU

Eğitim Uzmanı

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Gelibolu Bayan Din Görevlilerinden Örnek Davranış
Gelibolu Bayan Din Görevlilerinden Örnek Davranış
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Bosna Hersek’te
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Bosna Hersek’te