Reklam
Zeynep KAHRAMAN FÜZÜN

Zeynep KAHRAMAN FÜZÜN

Zemzem Kâbe Güneş

00 0000 - 01:09

 

Deniz, kum ve güneş zamanına daha çok var. Şimdi Zemzem, Kâbe, güneş zamanı. Umre mevsimi başladı. Çoluk çocuğu toplayıp gitme zamanı. Dünya meşgalelerinden daralan ruha biraz nefes aldırıp, kalpleri diriltme zamanı.

 

Gitmeden önce bir kerecik gitsek diyorduk, şimdi orada yaşasak diyoruz. Umreden sonra buralar o kadar yavan geliyor ki insana. Boş, anlamsız, kupkuru her yer. Ramazan ayı var şükür, biraz olsun iklim değişiyor.

 

Aranızda hacca, umreye gidenler vardır, gitmeyenler de. Gidenler muhtemelen gözyaşlarından yazının devamını okuyamayacaklar. Çünkü orası her anıldığında süzülen yaşlara engel olamıyor insan. Ekranda Kâbe’yi görünce hayalen oralara gidiyoruz.

 

Şöyle tarif edebilirim oradan önceyi ve sonrayı. Hayatta üç mükemmel duygu var yaşadığımız. Hayatımızda milat olan üş şey. Bir insan bekârsa evliliğin güzelliğini hiçbir şekilde anlayamaz. Anne olunca anlaşılır evladın nasıl harika bir şey olduğu. Ve kutsal topraklar gitmeden kesinlikle hissedilemez. Bu duyguların en güzeli de oralara gitmek. Zaten gitmeden anlaşılsa güzelliği, ne yapıp edip gidilir Mekke’ye, Medine’ye.

 

Parayla pulla olacak şey değil. Niceleri varlıklıyken gidemeden hayata gözlerini yummuş. Dayım (Allah rahmet eylesin) en büyük isteğiyken, eşe dosta hep borç verdiği için, alacaklarını toplayıp bir türlü gidememiş. Genç yaşta son nefeslerini yaşarken yatağında, en büyük üzüntüsüymüş hacca gidememek. Eniştem ise parası yokken dayanamamış kaçak gitmiş hacca.

 

Maddi durumu iyi olmadığı halde elindekini avucundakini satıp gidenler en iyisini yapıyorlar. Bakıyorum çevreme, beş yıldızlı otellerden fırsat bulup oralara gidemeyenler çok. Bahaneleri; çocuklar küçük. Çocukların büyümesini bekleyip yaş ilerleyince gidenlerin en büyük pişmanlığıdır gençken gitmemek. Gidince bol bol ibadet etmek isteniyorsa bir an önce gitmek lazım.

 

Çok şükür nasip oldu iki yıl önce gittim umreye. Bizim kafilede çok bebek vardı. Kucağımızda bebek koşturduk durduk. Tavaf, say, beş vakit namaz. Mescid-i Nebevi’de ziyaret vakitleri. ( sabah, öğle ve yatsı namazından sonra kadınların ziyaretine açılıyor Efendimizin kabr-i şerifi. Nedeni ise ikindiden sonra nafile namaz kılınmıyor, akşamdan sonra da vakit dar. ) Boş geçen bir dakika yok. Kur’an okumak, dinlenmek oluyor. Sayılı günleri dopdolu yaşamak istiyor insan.

 

Bir yemeğin hayra dönüşebileceğini Mekke’de anladım. Ne kadar iyi doyarsan o kadar uzun ibadet edebiliyorsun. Tavaf ve say çok enerji harcatıyor. Susuzluğa da zemzem şifa oluyor. Say yaparken kendi kendime hayıflanmıştım, nerde Hz. Hacer’in sayyı, nerde bizim ki.

 

Ziyaret yerleri insanı o asra götürüyor, okçular tepesinde kendinizden geçiyorsunuz. Uhud’da İranlı hocalar bir şeyler anlatırken grupların ağlayışları, samimiyetleri kalbime sevgilerini yerleştirdi. Zaten kutsal topraklarda Müslümanların dil, renk, ırk ayrımı olmadan nasıl kardeş olduklarını derinden hissedebiliyorsunuz.

 

Medine’de Filistinli ve Iraklı hanımlarla tanışınca karşılıklı ağlaştık. Türk olduğunuzu duyan sizi gözleriyle kucaklıyor. Afrikalısı, Malezyalısı, Pakistanlısı hepsi kardeşin oluyor orada. Efendimizi ziyarette yeşil halının yakınında oturmuş cevşen okuyorum, Mısırlı teyze çok sevindi elimdekine bakıp.

 

Medine’den sonra Mekke bambaşkaydı. Kâbe’yi ilk gördüğü an insanın eli ayağı kesiliyor. Meğer Kâbe’yi hiç görmemişiz. Hayır, ekranlarda gösterilen Kâbe gerçek değil. Görünce anlıyorsunuz. Etrafındaki her şey somut, var ama Kâbe o kadar nurani bir şey ki dünyaya ait değil sanki. Siyah olmasına rağmen ışık gibi duruyor. Cansız değil Kâbe, ruhu var. Her an uçup gidecek gibi.

 

Tavafın tadı başka, insan hiç bitmesin istiyor. En kıskandığım kişiler tavaf alanını temizleyenler oldu. Hem tavaf ediyorlar hem de ellerindeki sileceklerle görevlerini yapmış oluyorlar. Hacer’ül Esved bekçileri de Kâbe’den sarkan zincire tutunup görevini yapıyor, ne büyük saadet.

 

Kâbe’nin çevresindeki çarşılar gayet sakin, Kâbe tıklım tıklım. Namaz vakitleri tüm dükkânların kapanması da harika oluyor. Geceleri Kâbe’ye gidiyorum, akın akın cipli Araplar geliyor. Mekkelilerin gece hayatı işte bu, imreniyorum. Kesinlikle hak ediyorlar Kâbe’yi.

 

Tam da ibadet zevkine dalmışken dönüş vakti geliyor. Veda tavafına gidiyorsunuz içiniz kan ağlayarak. Son dualarınızı ediyorsunuz. Planladığınız hiçbir duayı edemeden döneceksiniz, ney nasipse o çıkıyor ağızdan, dil kaderini yaşıyor.

 

Götürdüğüm günlük yazılmadan geri geliyor, hem fırsat yok hem de sözcükleri unutmuşsunuz. O kadar yaşanmışlık kelimelere sığmıyor. Geldikten sonra soranlara ne anlatacağınızı bilemiyorsunuz, diliniz tutuluyor.

 

Vel hâsıl, en az bir kere yaşamak lazım ömürde. Ömür ne zaman biter, belli değil. O zaman hemen lisanî ve fiili duaya.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar