Zeynep KAHRAMAN FÜZÜN

Zeynep KAHRAMAN FÜZÜN

Ne İstediğini Bilmeyenler İstemediklerini Yaşarlar

00 0000 - 00:34

 

Öyle tembeliz ki dua etmeye üşeniyoruz, bırakın elimizi açmayı dudaklarımızı kıpırdatmak zor geliyor. Öylece bekliyoruz geleceğimizi. Hiçbir sipariş vermeden oturuyoruz masamızda, önümüze ne gelecekse yemeğe hazırmışız gibi. Hem bir şey istemiyoruz hem de önümüze konana burun kıvırıyoruz.

 

Ağzımızın ucuyla istiyoruz bazen, korka korka, utana sıkıla istiyoruz, istemek günahmış gibi. Avazımız göğü titretmiyor, gözyaşlarımız avucumuzu doldurmuyor ufacık açılan. Öyle az istiyoruz ki arşın kapıları aralanmıyor. Sesimiz başka seslerin gölgesinde kalıyor, melekler yeterince âmin demiyor söylediklerimize.

 

İstemeye başlayınca da saçmalıyoruz ne istediğimizi bilmeden. Bir dediğimiz diğerini tutmuyor, bir duamızla diğer duamıza çelme takıyoruz. “Gönlümüzden geçenleri biliyorsun” deyip bitiriyoruz duamızı. Gönlümüzden geçen o kadar çok şey var ki. Doğru yanlış, melekten ve şeytandan gelen bir sürü fısıltı. Bir yığın arzuyla dolu yüreğimiz.

 

Tevekkül ettiğimizi zannediyoruz belki. Elinden ve dilinden geleni yapmadan tevekkül edilir mi? Cüzi iradenin anlamını bilmiyormuşuz gibi. Kadere rıza göstermek kazadan sonra olur, biz daha başında teslim oluyoruz. Belki de bomboş bir hayat karşılayacak bizi, dualarımızla şekillendirmediğimiz bomboş bir gelecek. “Kaderi ancak dua değiştirir” hadis-i şerifini duymadık mı hiç?

 

“İsteyin” diyor Rabbimiz. Biz “hayırlısını ver” deyip istediğimizi zannediyoruz. Onun mülkünün ne kadar geniş olduğunu unutup, budalalık ediyoruz. Gelip aczini ifade etmeyen, bir şey istemeyen köleleri ne yapsın padişah, ne diye ehemmiyet versin. Elini açmayanın elini ne diye doldursun.

 

Hepimizin bir arzusu var aslında. Kimimiz iyi bir iş, kimimiz iyi bir eş derdinde. Evlat, ev, araba v.s. bir sürü hayalimiz var. Ama tüm bunları ne kadar istiyoruz? Nasıl bir eş istediğimizi tüm özellikleriyle Rabbimize söylüyor muyuz? Dua etmeyi biliyor muyuz?

 

İki göz evim olsun diye dua edip iki göz evi olanların hikâyelerini duyduk hep. Bir işim olsun da nasıl olursa olsun diyenler de var, sırf evde kalmamak için ilk teklif edene evet diyenler de. Sadece bunlar ibret almamıza yeter de artar.

 

Geleceğimizi şekillendirecek duaları etmeye etmeye bir bakmışız yıllar geçmiş ve biz hiç beklemediğimiz bir geleceğe yuvarlanmışız. Hiçbir hayalimiz olmamış, hiçbir umudumuz gerçekleşmemiş. Ne kadar acı değil mi?

 

Namazı bitirince hemen kalkıyor, tesbihatı ayakta çekiyoruz. Duanın en edilmesi gereken yerde susuyoruz. Mübarek gecelerde ibadetten dua etmeye vakit bırakmıyoruz. Duanın da ibadet olduğunu unutuyoruz.

 

Ezberlenmiş duaları tekrarlıyor duruyoruz papağan gibi. İçimizde fırtınalar koparacak yakarışlarımız yok. Yastığımızı ıslatacak duygularımız yok bizim. Kutsal beldelere götürecek isteğimiz yok, güzel bir gelecek hayalimiz yok bizim. Efendimize komşu olmayı isteyecek yürek yok bizde. Rüyamıza gelmesini sağlayacak sırılsıklam gecelerimiz yok. O kadar çok işimiz var ki dua etmeye vaktimiz yok.

 

Sahte gözyaşları döküyoruz bazen, kalbimizden kopup gelmediği belli olan ağlayışlar. Umudumuz yitiyor iki kere isteyip gerçekleşmeyince. Hayata küsüyoruz. Duadan daha çok uzaklaşıyoruz.

 

Bazen Allah’ın takdirine karışmamak adına çıtımızı çıkarmıyoruz. Ama öyle sağlam imanımız yok bizim, sahabeyi taklit edecek yüreğimiz yok. Önce teslim oluyor, sonra isyan ediyoruz, sabredemiyoruz.

 

Yağmur duası adeta bir törene dönüşür köylerde. Bir damla suya muhtaç tarlaları için toplanan halk yek yürek olur da Yaradana sığınır. Acizliklerini ifade ederler ve çok geçmeden görünür yağmur bulutları. Dua edenler neyi ne kadar istediklerini biliyordur. O duyguyla açarlar avuçlarını. Çaresizlikleri gözlerinden okunuyordur. Ve Rabb-i Rahim kabul eder isteklerini.

 

Yağmursuzluk yağmur duasının vaktinin geldiğinin işaretidir. Başımıza gelen diğer musibetler de öyle. Bir tek o zaman dua ediyoruz zaten. O zaman içten yakarıyoruz. Hâlbuki her anımızı öyle istiyor Allah, her zaman kul olmamızı istiyor. Biz dünya meşgalesine dalıp kulluğumuzu yaşamayınca hemen hatırlatıyor bir uyarıyla. Şımarık çocuklar gibi tokat yemeden kendimize gelemiyoruz.

 

Secdelerimize başımız gidiyor sadece. Ellerimiz ruhsuzca açılıyor. Eğreti kelimeler süzülüyor dilimizden. Oldubittiye getiriyoruz dualarımızı. Onca dua isteyenin sözünü dinlemiyoruz,  hatırımızdan çıkıveriyor. Bir sürü duamıza muhtaç hadiseyi görmezden geliyoruz. Din kardeşlerimizin hallerine acımakla yetiniyoruz sadece, sadece acıyoruz.

 

Kıtlıktan kırılan ülkeler var dünyada, mermilerin bestesiyle uyumaya alışan çocuklar. Dinini yaşamaya engel olunan insanlar var coğrafyada, hiçbir vahiyden haberi olmadığı için insanlıktan çıkmış varlıklar. Dua eden yok mu diye göğe uzanan gözler var azıcık uzağımızda, yanı başımızda derdine derman bulamayanlar.

 

Tüm bunlara kör, sağır, dilsiz oluyoruz genelde. Arada bir aklımıza geliyorlar. Dualarımıza dua eklemek için daha neyin olmasını bekliyoruz. Daha ne kadar bekleyecek melekler hanemize sevap yazmak için.

 

Kendini düşünmeyenler başkasını da düşünmezmiş. Biz nefsimize ne kadar istiyoruz ki diğer nefislere isteyelim. Başımızı gömmüşüz kör bir cama, ne kendimizi ne de etrafımızda olup biteni görüp biliyoruz. Kulaklarımız hangi melodilerle dolmuş ki ruhumuzun hıçkırıklarını duymuyor. Kendini de başkasını da düşünmeyen insanlar yığını var şimdi.

 

Dünyasını da ahiretini de âminleriyle güzelleştirmeyen bir yığın Müslüman.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar