Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Köpekleri Çok Severim Ama Bunları Değil!

24 Aralık 2016 - 10:59

Köpekler sahiplerine sadakatleri ile bilinir. Bu hayvanların sadık olmaları da iyi bir şeydir. Zira sahiplerine pek çok konuda yardımları dokunur. Bütün köpekler, sahiplerinin duygularını ve o an içinde bulundukları ruh halini gözlerinin içine veya yüzüne bakarak anlar ve ona göre tepki verirler. Sahibi üzüntülü ise onu neşelendirmek, korkmuşsa korktuğu şeyden onu korumak isterler. İşte ben böyle sadık ve akıllı köpekleri severim.

Ancak ahsen-i takvim olarak yaratılmış bir insanın köpekleşmesini de asla hazmedemem ve bunu hoş karşılamam. Zira köpekleşmiş insanlar kendilerini çok ucuza satan omurgasız ve ilkesiz hayvanlardır.

Şimdi Hollandada başımdan geçen iki olayı anlatıp sonrasında vermek istediğim mesajı vereceğim.

Bir gün yaşadığım şehrin yakınındaki sunî ormanda her zaman olduğu gibi bisikletimle gezintiye çıkmıştım. Hava güzeldi. Ormanda benim gibi dolaşmaya çıkmış başka insanlar da vardı. Yolda karşılaştığım insanlardan yarısı yabancılara selam verir diğer yarısı ise kesinlikle vermez ve yabancılardan hiç hoşlanmazlardı. (Oysa hoşgörü ve tolerans kavramlarını dillerinden düşürmeyen de yine bu adamlardı!) Neyse bisikletimle 40-45 yaşlarında bir adamın yanından geçerken “Hudimidah (iyi öğleden sonralar)” demek için adamın yüzüne baktım, gülümsedim ama o herif bana nefret dolu gözlerle ve ters ters baktı. Bunun üzerine ben de selam vermekten vazgeçtim ve yoluma devam ettim. Ancak içimden bir ses; “Adamın köpeği, sahibinin canını sıktığını anlamış olabilir, istersen sen dön ve arkana bir bak, dikkat et! İt seni ısırmasın!” dedi. Ben de ne olur ne olmaz diye arkama dönüp baktım bir de ne göreyim, köpek tam arkamdan yetişmiş ve paçamdan yakalayacak. Köpeğe bütün gücümle bağırıp bisikletimi durdurdum, aşağı indim ve bisikletimi kendime siper edip bekledim. Bunun üzerine “yabancı düşmanı adam” köpeğini çağırdı. Köpek ise kuyruğunu sallayarak sahibinin yanına gitti.

Bir başka sefer yine aynı ormanda gezintiye çıkmıştım. Ormandaki gölün kenarına bisikletimi park etmiş ve suyu daha yakından seyretmek için kıyıya yakın bir yere oturmuştum. Ördekleri seyrediyor ve etraftaki kuş seslerini dinliyordum. Bir taraftan da bu kadar muhteşem bir tabiatı bizler için yaratan Yüce Rabbime hamd ve şükrediyordum. Tam derin bir tefekkür halindeyken iki tane azgın köpeğin son sürat bana doğru havlayarak koştuklarını gördüm. Biri iri yarı ama diğeri daha küçüktü. Derhal yerden bir sopa kaptım, bisikletimin arkasına geçtim ve sopayla itlerden kendimi korumaya çalıştım. Köpekleri dövmek için sopayla hamle yaptım ama “rahat gezsinler diye köpeklerin tasmalarındaki ipi çözen o yaşlı kadın, itlerini dövdüğüm için beni şikâyet eder de başımıza iş açarız endişesiyle” itlere vurmaktan vazgeçtim ama itleri de tırsıttım; itler geri çekilmek zorunda kaldılar. Ne de olsa karşılarında korkusuz bir Türk vardı. Ta ki suratsız yaşlı kadın yavaş yavaş yürüyerek gelinceye ve köpeklerini çağırıncaya kadar itler havlamaya, ben de onlara sopayla hamle yapmaya devam ettim. İtler istemeye istemeye beni bırakıp sahiplerinin yanına gittiler. Çünkü kadın benim gibi bir yabancıya nefret dolu gözlerle bakmayı sürdürüyordu. Oysa ben onun köpeklerine “hoşt” bile dememiştim. Kendi hâlimde gölün kenarında oturuyor ve etrafı seyrediyordum. Bana saldıran/ havlayan onun itleriydi. Bunun da sebebi; o kadının yabancılardan nefret dolu bakışı idi ve itlerinin de durumdan vazife çıkartmasıydı.

Demem o ki, bu Batılıların en az yarısı, yabancılardan, mültecilerden ve müslümanlardan nefret ederler. Bu kin ve nefretleri maalesef yüzlerine yansır, köpekleri de bu durumu anlar, sahiplerini üzen şeye dişlerini göstererek saldırır ve zarar verirler. Amaçları sahiplerinin gözüne girmek; belki de daha çok kemik kapabilmektir, kim bilir?

Bu anımı tekrar hatırlamama ve bu satırları yazmama sebep olan şey; son günlerde etrafta rastladığım köpekleşmiş insanlardır.

Son zamanlarda sahiplerinin Türkiyeye öfkesini gören içimizde hainler, efendilerine yaranmak için dört bir koldan saldırıyor, havlıyor, dişlerini gösteriyor, “Türkiye cehenneme döndü” hezeyanları savuruyor ve bütün bunları yaparken de hiçbir ilke ve kural tanımıyorlar.

Örneğin bu köpekler, Batılı ülkelerden kendilerine verilecek kemik/ ödül için Türkiyede bir diktatörün olduğunu, hapishanelerin gazetecilerle dolduğunu (bu gazetecilerin teröre yardım ve yataklık eden, teröristlere lojistik destek sağlayan, onların propagandasını yapan hainler/ alçaklar olduklarını zinhar söylemiyorlar), birilerinin bu diktatöre dur demesi gerektiğini söyleyip kendi ülkelerini jurnalliyor, böylece efendilerine kuyruk sallıyor ve sahipleri de onları kemikle besliyor, ödüllendiriyor, başlarını okşuyor.

Bir başka köpek ise Türkiyede bir dikta rejiminin olduğunu, insanların işten atıldığını, (ama bu fedailerini darbeye teşebbüs ettirdiğini hiç söylemiyor) birilerinin bu diktatöre dur demesi gerektiğini, 200 yıldır dünyayı başarıyla yöneten ABDnin iyi bir idarî tecrübesinin olduğunu, bu yüzden duruma el atıp Türkiyeye müdahale etmesi gerektiğini, yönetimi üstlenip kendisine devretmelerinin uygun olacağını söylüyor, namussuzlaştıkça namussuzlaşıyor, ülkesini tüm dünyaya kötü gösteriyor, böylece efendilerine kuyruk sallıyor ve sahipleri de onu ve ekibini kemikle beslemeye devam ediyor.

Yine aynı köpek, güç zehirlenmesi yaşadığı ve yönetme arzusu kendisini mahv-u perişan ettiği için hem de ahir ömründe utanmadan ve arlanmadan bağımlılarına/ mankurtlarına/ fedailerine/ haşhaşîlerine; “Sizinle Ehl-i kitap arasında kırmızıçizgiler vardır. Onlar sizin ülkenizi işgal etseler bile sizin karınıza kızınıza dokunmazlar, ibadetlerinize, namazınıza, orucunuza, ezanınıza karışmazlar” diyerek adeta “Bağımsız ve özgür yaşamasanız da olur, yeter ki benim efendilerim Irak gibi Türkiyeyi işgal etsin, sonra da ülke yönetimini bana devretsin, ben de ülkeyi onların arzularına göre bir güzel yöneteyim” diyor.

Bu satılmış köpek, emperyalist ülkelerin Irakta, Afganistanda ve Suriyede neler yaptığını görmek, duymak ve bilmek istemiyor. Sırpların hem de Avrupanın göbeğinde 1992-1995 yılları arasında on binlerce Boşnakı öldürdüğünü, yüz bin kadının ırzına geçtiğini hatırlamak istemiyor! İsrailin son yetmiş yıldır Filistindeki müslümanlara kan kusturduğunu, adım adım ülkelerini ellerinden aldığını duymak bile istemiyor. Zira köpekleşmiş bu adam, efendilerine kuyruk sallıyor, salyalarla dolu dilini dışarı çıkartmış soluyor ve sahiplerinden kendisini bir an önce ödüllendirmelerini bekliyor.

Bir başka köpek ise Batılı efendilerinden kemik/ ödül aldığı için “Osmanlı Devletini yıkmaya gelen hainlerle işbirliğine girişen, sinsice silahlanarak milleti arkadan hançerleyen Ermenilere” zulüm edildiğini, bir buçuk milyon Ermeninin haksız yere öldürüldüğünü, tehcire zorlandığını, vatanlarından edildiğini sürekli söylüyor ve sonra da kuyruğunu sallayarak kulübesine çekiliyor. Ne zaman ki kendisine kemik veren efendilerinin yine ona bir işi düşse ve tekrar sahneye çağırsalar koşarak geliyor, verilen emirleri yerine getiriyor tekrar havlayarak, verdikleri edebiyat ödülüne sevinerek, efendilerine minnettarlık duyarak ve kuyruğunu sallayarak “sevimli kulübesine” dönüyor.

Bir başkası ise kendi ülkesine ettiği ihanetin karşılığı olan kemiği/ ödülü kapmak için Batılı devletlerin başkanlarının saraylarında cirit atıyor, kırmızı halılarla karşılanıp ödüle boğuluyor, ülkesinin aleyhinde konuşmalar yapıyor, alçaldıkça alçalıyor, satılmış bir köpek olduğunu gösteriyor, efendileri karşısında zillet içinde esas duruşta bekleyip kemiğini/ ödülünü kapınca çok mutlu oluyor. Daha sonra başka kemikler kapmak için kuyruğunu sallaya sallaya ecnebi ülkelerin saraylarında, tv kanallarında ve konferans salonlarında dolaşmaya/ hırlamaya devam ediyor. Sonra da bu it, adamım diye ortalıkta dolaşıyor. Günü geldiğinde bir tuvalet kâğıdı gibi kullanılıp atılacağını ve üzerine sifonun çekileceğini bir türlü akıl edemiyor.

Sizi gidi aşağılık köpekler sizi! Sizi gidi vatan haini serseriler sizi!

Rabbim sizin gibilerin belasını bu dünyada iken verdi, rezil oldunuz ahirette de elem verici bir azap sizi bekliyor olacak inşallah!

Özetle, ben sadık köpekleri çok severim ama bu tür aşağılık/ alçak/ namussuz köpekleri asla ama asla sevmem, sevemem. Köpekleşmiş adamlardan nefret ederim. Onların zavallı hâllerine acırım. Bu yüzden bir ödüle/ aferine/ paraya/ makama/ sosyal statüye/ rütbeye/ titre kendilerini satan bu vatan haini itlere hiçbir değer vermem. Onların benim nezdimdeki değeri kocaman bir hiçtir/ sıfırdır. Bu nedenle “aziz milletimin genç evlatlarını” bu tür köpeklere karşı uyarmak için bu satırları kaleme alırım.

Sonuç olarak, özellikle gençler kendi süfli çıkarları için ülkesini satan bu tür köpekleşmiş herifleri çok iyi tanımalıdır. Bunları hiçbir zaman adam yerine koymamalı ve sözlerine değer vermemelidir. Bu tür köpekleşmiş adamlara karşı dikkatli ve uyanık olmalıdır. Çünkü bunlar, gözünü kırpmadan ülkesini satacak tiynette namus fukarası ve şeref yoksunu âdi kimselerdir. Böyle tipler dün vardı, bugün de var ve eminim yarın da var olacaklardır. Bunları adam sanıp inanan, peşlerinden giden ve destekleyenler de tıpkı onlar gibi olduklarını/ olacaklarını asla akıllarından çıkarmamalıdırlar. (23.12.2016)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar