Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Yrd.Doç.Dr.Ahmet Emin SEYHAN

Buhârî'ye Dil Uzatan Köpektir!

11 Ocak 2018 - 11:02

Makaleye böyle çarpıcı/ tahrik edici bir başlık seçmemizin nedeni, elbette okuyucunun dikkatini çekmek ve bu yazının okunmasını sağlamaktır. Ancak hem bu başlığı hem de yazının üslubunu biraz sert bulanlar olabilir. Onlara “kısmen hak verdiğimizi” söyleyebiliriz. Lakin söz konusu İslam, Hz. Peygamber, salih ve müttakî âlimler/ mü’minler olunca akan suların duracağı, bunların hakkını ve hukukunu korumak için herkese anlayacakları dil ile konuşacağımız da malumdur. Zira eleştiriyle hakaret arasındaki farkı anlamayan ve ilmî tenkit yerine itibarsızlaştırmayı seçen birilerine -sarsılıp kendilerine gelmelerini temin etmek için- anlayacakları dilden konuşmak adaletin ve hakkaniyetin gereğidir. Bir bakıma bu yaptığımız, onları da sevdiğimizin, kaybetmek değil kazanmak istediğimizin bir ifadesi olarak görülüp değerlendirilebilir. Çünkü “salyalı köpektir” veya “kuduz köpektir” yerine sadece “köpek” dememiz bile bu samimiyetimizin bir göstergesidir.

Bu kısa açıklamadan sonra şunu ifade edelim ki İmam Buhârî (ö. 256/870), ömrünü İslâm’ın ve Hz. Peygamber’in doğru anlaşılmasına adayan, bunun için pek çok kitap kaleme alan, bu konuda büyük çaba/ emek sarf eden, acılar çeken ve bedeller ödeyen müstesna bir İslâm âlimidir.

Bununla birlikte şunu da hemen belirtelim ki, Buhârî de tıpkı diğer insanlar gibi bir beşerdir. Elbette onun da hatalar yapması kaçınılmazdır; zira hatasız kul yoktur. Çünkü sınırlı ve aciz bir varlık olan insanoğlu, nisyan ve hata ile maluldür. Dolayısıyla onun eserlerindeki bazı hatalarına/ yanlışlara/ sürçmelerine dikkat çekmek hem tabiîdir hem de olması gerekendir.

Ancak onun yaptığı bütün güzel amelleri yok sayarak emeğine saygısızlık etmek, şahsına hakaret etmek, onu itibarsızlaştırmaya çalışmak, sonra da onun üzerinden Hz. Peygamber’in “tüm hadislerini” problemli/ uydurma/ güvenilmez gibi göstermeye çalışmak hem ilmî hem de ahlâkî bir davranış değildir. Bu nedenledir ki bahse konu hayâsız saldırılara seyirci kalmamız, bir köşede oturup makam, mevki veya unvan hesapları yapmamız düşünülemez.  

Tekrar ifade edelim ki, İslâm âlimi Buhârî eleştirilmez değildir. Tabi ki ilmî ölçüler içinde onun da tenkit edilmesi söz konusudur. Ama “ilmî tenkit” yerine ona “hakaret etmeyi” seçmek, onun toplum nezdindeki saygınlığını sarsmak ve eserlerini küçümsemek doğru değildir.

Nitekim Dârekutnî (ö. 385/995), el-İlzâmat ve’t-Tetebbu’ adlı 415 sayfalık eserinde Buhârî’nin naklettiği 218 kadar rivâyeti ilmî bir üslupla eleştirmiş ama onu ve kitabını itibarsızlaştırmaya çalışmamıştır. Bu, gayet doğaldır; çünkü tenkit, ilmî ve fikrî gelişme için olmazsa olmaz bir faaliyettir. Zira kendini eleştiriye kapatanların hiçbir şekilde ilerlemesi mümkün değildir.

Dolayısıyla züccaciye dükkânına bodaslama dalan fil misali pervasızca hadis-i şeriflere saldıranları, sanki tüm hadisler “üç asır sonra yazılmış ve tamamı uydurmaymış gibi bir hava/ izlenim/ algı/ atmosfer” oluşturmaya çalışanları buradan uyarmamız gerekmektedir. Eğer bu adamlar iyi niyetli iseler ikazlarımızdan ders alacaklardır; yok eğer değiller ise aynı hezeyanlarına devam edeceklerdir. O takdirde bu adamların iyi niyetli olmadıklarını, işin özünü anlayamamış/ kavrayamamış, kabukta dolaşan tipler (haşeviyye) olduklarını söylememiz ve tüm müslümanları bunların saçmalıklarına karşı uyarmamız gerekecektir.

Bilindiği üzere kötü niyetli müsteşrikler, üçüncü asırda kaleme alınan “tasnif devri” eserlerini “bilinçli ve maksatlı olarak” sanki hadisler üç asır sonra yazılmış gibi göstermiş ve bir algı operasyonu yürütmüşlerdir. Amaçları; önce hadisleri sonra da Kur’ân’ı itibarsızlaştırmak ve müslümanların bu iki kaynağa olan güvenini sarsmak, böylece İslâm’ın altını oymaktır.

Bu oryantalistler, Hz. Peygamber döneminden itibaren yazılmaya başlanan hadisleri, birinci ve ikinci asırda tedvin edilen “cüzleri, sahîfeleri ve kitapları” görmezlikten gelmiş ve tasnif devrinde yazılan hadis musannefâtını ileri sürerek “hadislerin üç asır sonra yazıldığı intibaını” uyandırmaya çalışmış ve sürekli bunun propagandasını yapmışlardır. Hâlâ bu adamlar, söz konusu paçavra iddialarını desteklemek için olağanüstü bir gayret göstermekte ve bunun için de her türlü enstrümanı kullanmaya devam etmektedirler.

Dolayısıyla Batı tandanslı (kaynaklı) böyle bir girişime karşı uyanık olmak gerekmektedir. Ancak ne acıdır ki, batılı oryantalistlerin hadisleri itibarsızlaştırma ve İslâm’ı hurafeler dini gibi gösterme girişimlerinin “ülkemizde gönüllü temsilciliğine soyunan ve iyi bir iş yaptıklarını zanneden kibir abidesi bazı tipler”, neye alet olduklarını anlamadan uzman olmadıkları bir alanda top koşturmakta/ kalem oynatmakta ve densizce hadislere ve hadis kaynaklarına dil uzatabilmektedirler.

Tekrar ifade edelim ki, söz konusu hadis kitaplarındaki rivayetlerin ilmî ölçüler içinde tenkit edilmesi ayrı, bu temel hadis kaynaklarının tamamının önemsiz, değersiz ve güvenilmez gösterilmeye çalışılması ayrı bir konudur. Aradaki bu farkı anlamaktan aciz olan zavallıların dönüp kendi anlayış kapasitelerini/ seviye(sizlik)lerini gözden geçirmeleri gerekmektedir.

Şurası bir gerçektir ki hadis inkârcılarının genellemeci bir mantıkla tüm hadisleri ve hadis kaynaklarını güvenilmez gösterme gayretleri tam bir çarpıtmadır, hezeyandır ve en hafif tabiriyle oryantalistlerin algı operasyonlarının taşeronluğunu/ uşaklığını yapmaktır.

Onların en sahih hadisleri toplama gayretiyle yola çıkan Buhârî’yi hedef tahtasına koyarak saldırmaları ve “içinden cımbızla seçtikleri uç örnekleri/ bazı problemli hadisleri” bahane ederek hadislerin tamamını güvenilmez gösterme gayretleri tam bir densizliktir/ terbiyesizliktir/ aymazlıktır. Bu tür zırvalıklara müslümanların karnı toktur.

Nitekim bir adamın konferansından/ makalesinden/ kitabından üç beş cümleyi cımbızlayarak o adamı yanlış tanıtmak ve itibarsızlaştırmak nasıl kötü ve gayri ahlâkî bir şey ise Buhârî’nin eserindeki bazı rivayetleri cımbızlayarak onun Sahih’ini sonra da, bu kitap üzerinden tüm hadisleri itibarsızlaştırmaya çalışmak da aynı şekilde kötü, çirkin ve gayr-i ahlâkîdir.

Sonuç olarak, Buhârî’yi tenkit etmek yerine ona saldırıyı seçenler, müsteşriklerin oyunlarına alet olanlar, toplumda yer edinmek ve taraftar toplamak için Buhârî üzerinden hadisleri güvenilmez göstermeye çalışanlar “sahanın uzmanı olmayan ve kullanıldığını dahi fark etmekten aciz olan” zavallılardan başkası değildir. Bunlar, ifrat ve tefrit arasında dolaşan dengesiz ve ölçüsüz tiplerdir; herhangi bir “hadis usulü” kitabını okumadan “hadis tarihi ve usulü” hakkında saçmalayan, ağzına geleni konuşan fanatiklerdir; aşağılık kompleksiyle hareket eden, “belki de tefrika çıkarmaları amacıyla” dış güçler tarafından desteklenen, fonlanan ve kullanılan piyonlardır. Bunlar tövbe edip kendilerine gelmedikleri takdirde karşılarında hakikati haykıran ve ipliklerini pazara çıkaran “samimi hadis âlimlerini” geçmişte buldukları gibi bundan sonra da bulmaya devam edeceklerdir. 

(11.01.2018)

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Emin SEYHAN                     

Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • cem alanson
    2 ay önce
    hocam ın yazısını okudum ve çok beğendim, aslında dikkat çekmek için başlığı şu şekilde koysaydınız daha çarpıcı olurdu, hem ilmi seviye ve münazaralar kamuoyu önünde daha popülerite kazanırdı. Buhariye dil uzatan oç. dir

Son Yazılar